ATATÜRK   VE   IRKÇILIK

 

 

           Eski “ Tür Tarih Kurumu”nun yerine yeniden kurulmuş bulunan  “Yüksek Tarih Kurumu” Atatürk’ün ölümünden  48. yılı münasebetiyle  olacak,TRT’nin 1.kanalında  üç  gün süren “  Atatürk ve Milliyetçilik” konulu açık oturum şeklinde bir program düzenledi. Programdaki konuşmacılar genellikle bu kurumun üyeleri olan profesörlerdi. Yayının sunucusu da 10.kasım.1986 gününe tesadüf ettirildiğini belirtti.

           Bu seri programı kaç kişi dinledi bunu bilmiyorum Yalnız,zevkle dinlenebilen bir program olduğu muhakkaktır. Ancak,son günkü oturumda konuşmacılardan sayın prof. Turan Feyzioğlu’nun ileriye sürdüğü  bir fikir,daha doğrusu bir iddia gerçeklere tamamı ile aykırı idi. Böyle milli bir kuruluş adına yapılan konuşmalarada böylesine gerçek dışı bir fikre ve iddiaya yer verilmemesi gerekirdi. Zira,ortaya atılan bu iddia hakkında konuşmacılardan hiç birisi maddi bir delil,bir belge göstermediler,gösteremediler ; böylelikle, iddiaları daha çok kendi fikir ve düşünceleri olarak belirmiş oldu.

           Sayın Prof. Turan Feyzioğlu ortaya attığı bu iddiada yalnız olsaydı belki üzerinde durulmaya değmezdi. Fakat,yıllaryılı  aynı basmakalıp bu çarpık iddia şeklindeki iddia  öylesine yaygın ve öylesine sık sık ortaya atılıyordu,yazılıp çiziliyordu ki,bu gerçek dışı iddiaya inananlar ve önüne gelen yerlerde  tekrarlayanlar küçümsenmeyecek kadar çoktu. Böyle bir görüntü ise (bizce) ülkemiz için büyük bir tehlikedir…

          Gönül isterdi ki, Atatürk’ün ölümünden sonra yolu saptırılıp gayesinden uzaklaşan , başka bir ifadeyle  fonksiyonunu  lâyikiyle yerine getirmeyen ve hatta zararlı yolda olduğunda görüş birliğinde bulunan “Türk Tarih Kurumu” Haklı  gerekçeyle kapatılıp yerine şimdiki kurum kurulduğuna göre, hiç olmazsa bu günküler bilim dışı  davranışlardan ,belgelere dayanmayan indi konuşmalardan,gerçeklik derecesi şüpheli olan ,yabancı kaynaklı telkinlerden kurtulmuş olarak hareket etmeliydiler  ve “ Atatürk Ve Milliyetçilik”  konusunda  konuşurlarken, Atatürk’ün hayatı ile yaptığı konuşmalarının ışığı altında  ve belgelere dayalı bir program yapılmalıydı…Asıl önemlisi,bu,gerçeklerin dışına çıkanlara böyle bir programda yer verilmemeliydi…

         Beni bu yazıyı yazmaya sevk eden, sayın Prof. Turan Feyzioğlu’nun 10.kasım.1986 gecesi yaptığı konuşmada ,açık bir şekilde ve kesin bir ifadeyle “Atatürk asla ırkçı değildi…” şeklinde  söz sarf

etmiş olmasıdır.

         Atatürk gerçekten ırkçı değil miydi ?.. Bunun açıklığa kavuşturulması  kişilerden ziyade bu oturumu tertipleyen milli kurumun asli göreviydi. İster kendilerine yardımcı olduğumuzu,iyi niyetle hareket ettiğimizi düşünsünler ; isterlerse aşağıda belirteceklerimizi benimsesinler ben,tarihi gerçeklerin hiçolmazsa bir bölümünü ortaya sererek görevimi yapmış olmanın huzuru ile Atatürk’ün ırkçı olup olmadığını Türk Milleti’nin anlayış ve takdirine bırakıyorum…

 

                                       IRK   NEDİR   ?

 

       Irkçılığı anlatmak ve anlamak için ırkın ne olduğunu kısaca belirtmek gerekiyor. En basit tarifi ile : “İnsan cinsinin belli başlı çeşitlerine” ırk denir

         Böyle olmakla beraber günümüzde ırk konusunu her millet ve hattâ her yazar ,ırkı çeşitli yönlerden ele alarak tarif ederler. Kimileri ırkları siyah-beyaz ve sarı  diye renklere ; kimileri dolikosefal ,brakisefal  diye kafatası yapılarına göre ; kimileri de yaşanan bölgelere,yâni coğrafi bölgelere göre  tasnif yaparak anlatırlar. Ama genellikle,dünyada artık saf ırkın mevcut olmadığını ,bütün insan ırklarının  çeşitli sebeplerle karışarak asliyetlerini yitirdiklerini ileriye sürerler. Bu iddianın kısmen gerçek olduğu kabul edilebilir. Meselâ:  İsviçre’de Alman,Fransız ve İtalyanlar kalabalık topluluklar halinde yaşarlar . Amerika toplumunun Avrupa’daki  çeşitli ırklara mensup insanlardan gelmiş olduğunu bilmeyenimiz yoktur.  Keza Rusya’da ,Çin’de ,Yugoslavya’da ve daha pek çok ülkelerde çeşitli ırklara mensup topluluklar bir arada yaşıyorlar. Bunların bir birleri ile kaynaşmalarını bir tarafa bırakın bu ülkelerde birlik ve beraberliği  sağlamak için ırk’tan asla söz edilemez.. Çünkü, bahsedilirse o toplumda  birlik ve beraberlik kalmaz,zedelenir. Pek tabiidir ki, bu gibi ülkeler ırkçılık görüşünün karşısında olacaklardır.

 

            Ya Türkiye ?..

            Türkiye için durum böyle değildir. Pek çok kasıt ve yalan propagandalara rağmen gerçek şudur ki, Türkiye’de yaşayan toplumun yüzde doksanı   Türk ırkındandır…

 

          Neden mi ?..

          Antropolojide  şaşmaz bir kural vardır :  azınlıklar çoğunlukta olan ırkların içinde erir ve yok olur… Türkler Türkiye’ye  gelip yerleşmeye başladıklarından itibaren yerli halka nispetle daima çoğunlukta olmuşlardır ; bu gerçek tarihi belgelere göre sabittir. Bu yüzden de azınlıkta olan yerli halkın ırki varlığı zamanla kaybolmuş,ortada yalnız Türk ırkının özelliği ve saflığı kalmıştır…

          Bu konularda bilgisi kıt olan kimseler ile kasıtlı yayınlar  Öyledir de, Türkiye insanındaki bu çeşitli görünümün sebebi nedir ? Bu çeşitlilik bir ırk karışması kabul edilemez mi ?”  diyerek beyinleri bulandırmak isterler. Hlbuki gerçek şöyledir : Bilindiği gibi Türkler Türkiye’ye Ortaasya’dan gelmişlerdir. Asya’da yaşamakta olan Özbek,Kazak,Kırgız,Uygur ve benzeri pek çok sayıdaki Türk’lerin saç ve göz renkleri,hattâ vücut yapısı ile yüz görünüşleri çok çeşitlidir. Bu günkü ilim,insanların yaşadıkları bölgedeki iklimin,yenen gıdaların  ve yaşanan hayat şartlarının insan vücudunda büyük değişiklikler yaptığını  ortaya koymuştur. Ortaasya’nın çok geniş bölgesinde,çok değişik iklim ve hayat şartlarında dağınım halde bulunan Türkler’deki bu farklılık  normaldir. Bu yüzdendir ki, Türkiye Türkü’nün değişik görünümü asla ırkının karışıklığından ileriye gelmiş değildir…

 

                                                  I R K Ç I L I K

 

    

          Şimdi gelelim ırkçılığın ne olup ne olmadığına… Hani şu devamlı olarak yıllar yılı kötülenip karalanan, horlanıp umacı gibi gösterilen ırkçılığa…

 

          Demagoji yapmadan,gerçekleri saptırmadan denebilir ki,ırkçılığın tarifi şöyledir : “Bir kimsenin mensubu olduğu ırkını,yâni soyunu sevmesi , bunun şuurunda olması, ırkının üstün meziyetlere sahip bulunduğu inancında bulunmasıdır !..”

 

        Düşünelim bir kere… Muhakkak ki,her insan kendisini beğenir ve diğer insanlardan üstün meziyetleri bulunduğunu kabul eder.  İnsanoğlu eğer böyle düşünmemiş olsa,o insanın yaşamak istemesi ve hayatta bir şeyler yapmasının anlamı kalmazdı  ve hattâ  böyle bir kimsenin intihar etmesi işten bile değildir.  İnsan  için bu böyledir de tek tek insanların meydana getirdiği bir toplum,bir millet kendi ırkını ve soyunu beğenmezlik edebilir mi ? Ve , MİİLİYETÇİLİK  fikrinin  temsil direği olan bu düşünce ve görüşün aslı ve kökeni nedir ?..

          İşte bu noktada akla şöyle bir soru gelebilir “Madem öyledir de,ırkçılığın karşısına niçin çıkılıyor,ırkçılık neden karalanıyor ?..”  

 

          Esasen bizim üzerinde duracağımız konunun büyük ve esas bölümünü de bu cevap teşkil edecektir.

          Irkçılığa karşı çıkılıp  karalanmasının birkaç sebebi vardır ; bunları açalım…

1-       önce, medeniyet bakımından ileri görülen ve kültürleri yolu ile öteki milletlere

çeşitli yollarla hükmeden milletlerin büyük çoğunluğu için ırk ve ırkçılık gerçekten tehlikeli görüşlerdir ; bunun örneklerini yukarıda açıklamıştık…

 Başka milletlere  kültür yoluyla tesir etmekte olan bu gibi milletler,milletlerde birlik

ve beraberliği temin eden en büyük faktörün  KÜLTÜR olduğunu yayarlar.Bu yaymaların sonucudur ki,m Türkiye’de   kültür milliyetçiliği fikri  oldukça yaygındır.

Hiç şüphesiz ki, milliyetçilik fikrinin yayılmasında kültürün önemi çok büyüktür. Ama kültür başlı başına  milliyetçiliği teşkil eden bir ana direk değildir. Ne yazık ki, Turan Feyzioğlu  dahil olmak üzere ülkemizde kültür milliyetçiliğini benimseyenler oldukça kabarıktır.  Bu kabarıklık nereden geliyor ? Bunun da açıklanmasında yarar vardır…

 

           Irkçılık ve Turancılık davası sebebiyle  1944 yılının 19 Mayıs’ında, bayram sebebiyle  İnönü Bir nutuk verir. Ve bu nutukta ırkçılığın,Turancılığın Türkiye için büyük bir tehlike olduğunu belirtir. Bunun üzerine, Türkün Araplardan devraldığı kim

İlerince  YAĞCILIK kimilerince de YALAKALIK  adı verilen körolası huyu gereği o günlerde pek çok meşhur köşe yazarları bu konuyu işlediler ve ırkçılığın, Turancılığın tehlikelerinden bahsettiler. Üniversite hocaları boş durur mu ?  Onlarda Üniversitelerde talebelerine ırkçılığın ve Turancılığın büyük tehlikelerine ait seri dersler verdiler. Bu suretle Türkiye’de ırkçılık ve Turancılığın karşısında talebeler yetiştirildi. Turan Feyzioğlu ve arkadaşları da işte o dönemde Üniversitede aldıkları bu dersler sebebiyle bu kafada birer prof. olarak yetiştiler,yetiştirildiler…

 

2-       Hitler dönemi Almanya’sında “üstün ırk”  nazariyesinden hareketle  Yahudilere

Karşı  bir soy kırımı yaptığı söylenir. Bilhassa bizde ,ırkçılık denilince hemen Hitler  ırkçılığı  öne sürülür. Irkçılığın bir Hitler uygulaması olduğu söylenir. Ve bu suretle de ırkçılık kötülenir ve karalanır.  Halbuki… Hitler Almanya’sındaki sözü edilen uygulamaların da, Amerika’daki  zenci düşmanlığı da , Güney Afrika’daki  işgalci beyazların zencilere karşı tutumları da ilmi ve gerçek manada ırkçılık değildir ; ırkçılığın bozulmuş ve dejenere olmuş birer uygulamasıdır. Neylersiniz ki, bütün bu davranışlar daima,ama daima ırkçılık olarak adlandırılır…

       Ortada çok çarpıcı bir misal varken bizdeki prof.ların ,yabancı yazarların görüşlerine itibar ederek ırkçılığı karalamaları gerçekten hayret ve ibret vericidir…

       Nedir bu çarpıcı misal ?..  Türkler tarih sahnesinde görüldüklerinden bu yana, birlikte yaşadıkları azınlıklara hiçbir dönemde  ne dillerine,ne dinlerine ve ne de örflerine karışmışlardır. Her azınlık kendi bildiğince hür olarak yaşamıştır. Eğer gerçek böyle olmasaydı,altı yüz yıllık Osmanlı devleti yıkıldığında bir Yunanistan,bir Bulgaristan, bir Irak,bir Yugoslavya,bir Suriye v.s  devletler kurulabilir miydi ?..

         Gerçi Türkler içlerindeki azınlıklara baskı yapmamışlardır ama,kendi ırk ve soy şuurlarını da  bir dereceye kadar ihmal etmediler. Bu da, bu günkü Türk Milleti’nin varlığı ile sabittir…

         Irk ve ırkçılık konusunda bu kısa açıklamadan sonra şimdi de Atatürk’ün ırkçı olup olmadığı üzerinde  kısaca duralım..

 

 

 

                                        ATATÜRK      IRKÇIDIR  !..

 

 

         Dikkat ettik… Şimdiye kadar Atatürk ve milliyetçilik bahsinde televizyonlarda yapılan bu şekildeki oturumlarda,konuşmacıalar genellikle Atatürk’ün konuşmalarından belgeler verirlerken,Atatürk’ün ırkçı olmadığına dair iddiada bulunurlarken hiçbir belge ortaya koymazlar,koyamazlar… Çünkü,ortada böyle bir belge yoktur !.. Çünkü  ATATÜRK  IRKÇIDIR !..

          Ama , konuşmacıların açık veya üstü kapalı belirtmek istedikleri gibi Hitlervari ırkçı değil ; gerçek ve ilmi manada Türk Milleti’nin yararına olan şekilde bir ırkçıdır !..

          Onlar,Atatürk’ün ırkçı olmadığına dair her hangi bir belge ortaya koyamıyorlar ama,biz, Atatürk’ün ırkçı olduğuna dair belgeler sıralayacağız.

          İşte bunlardan bazıları :

1-      1934-1935 öğretim yılından itibaren Üniversitelerde okutulan ve Atatürk tarafından  

devrin  CHP. Genel Sekreteri Recep Peker’e yazdırılmış  bulunan  İnkilap Dersleri”  adındaki eserin “KAN”   başlıklı yazısı şöyledir :”

          “Tek bir şey,Türk kanı ,bütün bu gürültüler içinde  temiz kalmıştır. Batı Türkleri bu çöküntü içinde kanının  arılığını korudu,sakladı. Dünyaya batırlık örneği gösteren Osmanlı ordusunun yüksekliği,devlet idaresinin kötülüğüne rağmen, bu orduları yaratan  TÜRK  Ulusunun kanındaki  yücelikten ileriye geliyordu.”

 

         O dönemde Atatürk’ün kontrol ve tasvibinden geçmeyen bir kitabın üniversitelerde okutulması düşünülemeyeceğine göre,yukarıdaki paragraftaki ifade ırkçılık değildir de nedir ?

 

           2- Atatürk’ün  prof. Mahmut Esat Bozkurt’a  hazırlattığı ve kontrolünden geçtikten sonra tashihini de yaptığı ,yine üniversitelerde “İnkilap Tarihi”  adı ile okutulan “Atatürk İhtilâli” adlı eserden misaller verelim :

 

         Bir ihtilâl,hangi millet hesabına yapılırsa, mutlaka o milletin öz evlâdının eliyle yapılmalı ve onun elinde kalmalıdır. Meselâ, Türk ihtilâli öz Türklerin elinde kalmalıdır. Hem de kayıtsız şartsız.  Yabancıların yardımı ile başarılan ihtilâller,yabancılara borçlu kalırlar. Bu borç ödenmez… Türk’ün en kötüsü,Türk olmayanın en iyisinden iyidir !.. Geçmişte Osmanlı İmparatorluğu’nun bahtsızlığı , ekseriya  mukadderatını Türk’lerden başkasının idare  etmiş olmasıdır. (Sf.228)

 

          “ Türk Devleti  işlerinde Türklerden başkasına inanmayalım… Türk devlet işlerinin başına öz Türkten başkası geçmemelidir. Ali Seydi rahmetli merak etmiş, Devlet-i Osmanlı tarihinden bir istatistik çıkarmış,buna göre 200 kadar sadrazamdan ( başbakandan)  yüzde on’u  Türk olup üst tarafı yabancı milletlerdendir !  Bu hallere göre  kötü idareden şikayet biz Türklerin hakkı iken,talihin ne hâzin cilvesidir ki, fenalıkların belli başlı sebebi olan gayritürkler şikayetçi olmuşlardır.  ( Sf.445-446)

 

          Tarih diyor ki:  Devlet işlerinin başına kurucusu olan kavimden başkaları geçince o devlet inkiraz bulur (yıkılır). Yâni millet, istiklâlini kaybeder… Misal mi istersiniz ? İşte Abbasiler,işte Endülüs ve işte Osmanlılar !.. Yeni Türk Cumhuriyeti’nin devlet işleri başında mutlaka  Türkler bulunacaktır.  Türkten başkasına inanmayacağız.  Türk ihtilâlinin  farikası  TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİDİR !..  TÜRK OLMAKTIR !.. Maziyi bu prensip tavsiye etti. Yeniliği bu prensip getirdi. Bütün Türk ihtilâli bütün eserleriyle bu prensibe dayanıyor. Bundan en küçük bir inhiraf (ayrılma-sapma) geriliğe davettir. Ve ölümdür. ( Sf.446-447)

         Burada bir hususu belirtmekte yarar görüyorum : Son yıllarda bazı kimseler  (özellikle kendilerine aydı denenlerle prof.lar)  “ Türk Milliyetçiliği” yerine  “ Çağdaş Milliyetçilik”  çoğu zaman da “ Atatürk Milliyetçiliği”  tabirini kullanıyorlar.  Şu yukarıdaki yazıda görüleceği gibi  Atatürk bizzat  ve ısrarla “ Türk Milliyetçiliği” nden bahsederken ,Türk’ün milliyetçiliğine başka adlar eklemenin yersizliği ,isabetsizliği bir yana ,Atatürk’le nasıl bağdaştırıyorlar anlamak oldukça güç…

2-      Yine Atatürk tarafından hazırlattırılıp bizzat gözden geçirdikten sonra  1.baskıs1932

yılında yapılan 4 ciltlik tarih kitaplarının 1.cildini birlikte tetkik edelim. (sf.20)

 

         Tarihin en büyük cereyanlarını yaratmış olan TÜRK IRKI ,benliğini en çok muhafaza etmiş olan bir ırktır..

         Görüyoruz ki, tarihte daima göze çarpan bir birlik arz eden Türk ırkı  daima hakim kalan bariz uzvi vasıfları ile,dimağın en kuvvetli mahsulü olan harsları ile ,tarihi müşterek hâtıraları ile ,aynı zamanda  bu günkü millet tarifine de uygun büyük bir cemiyettir. Bütün tarihte böyle büyük bir IRKI ,bir millet halinde görmek bilhassa zamanımızdaki insan heyetlerinin pek çoğuna nasip olmayan büyük bir kuvvet ve büyük bir şereftir.”

            Atatürk’ün ırkçı olmadığını ileriye süren prof. Turan Feyzioğlu  ve onun gibi düşünenlerin,yukarıda  adını verdiğimiz eserleri  görmemeleri asla düşünülemez. O  halde nasıl oluyor da bunlar,Atatürk’ün ırkçı olmadığını öne sürebiliyorlar ?..

            4-  Cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk’ün de  tasvip ve beğenisini kazanan,merhum  M.Akif Ersoy’un  kaleme aldığı  ve bugün bile  göksümüz kabararak,ruhumuz coşarak söyleyip dinlediğimiz İstklâl Marşımızda  en belirgin ve özenle işlenen  ana fikir  TRÜK IRKI  üstünlüğü değil midir ?..

 

            5- Atatürk’ün Türk gençliğine hitabesinde bulunan “MUHTAÇ OLDUĞUN KUDRET ,DAMARLARINDAKİ  ASİL KAN’DA MEVCUTTUR !.. ifadesi hiçbir tevile  meydan vermeyecek şekilde bir ırkçılık  değil midir ?

 

            6- tatürk tarafından söylendiği bilinen  Ne mutlu Türküm diyene…” vecizesi  Bir Türk dünyaya bedeldir…” sözleri ırkçılığın ifadeleri değil midir ?

 

          Bu kadar örnek yeter sanırım…

                                                                       *

 

         Sayın prof.lar…

        

          Gerçek ırkçılık  sizin anladığınız ve anlatmaya çalıştığınız mânada değildir. Tam tersine, Atatürk katıksız bir Türk ırkçısı olduğu gibi,aslında ırkçılık milletlere yaşama hızı veren,ülkede birlik ve beraberlik yaratan çok güçlü bir İNANÇ’tır !..

 

          Türkiye’de, gerçek şudur ki, samimi olarak ve gönülde  “TÜRKÜM” diyenlere hiç kimse, ama hiç kimse  ona Türk değildir gözü ile bakmaz. Hele böyle bir kimse  bir de ülke ve millete ait  davranışları ile Türk olduğunu ortaya koyarsa…

          Artık kafatası ölçmekle,kan tahlili yapmakla bir kimsenin ırkının belirlenemeyeceği  gayet açıktır. Hal böyleyken,yâni Türkiye’de  yaşayan toplumun en azından yüzde sekseni Türklük şuurundayken,Türk Milliyetçiliğine inanmışken ve Türk olduğunu göksü kabararak söyleyebilirken ; ırkçılığın karşısına çıkmak neye ve kime yarar ?..

         Tarihte içindeki azınlıklara baskı yapmamış ve kendisinden ayrı görmemiş Türk Milleti’nin, bu gün içimizde bulunan azınlığa karşı cephe alınacağı mı düşünülüyor ?..Yoksa,yapıları kozmopolit olan yabancı ülkelerden korkuluyor ?..  

 

         Dünya devletlerini bir yana bırakalım,çevremizdeki koşularımız bizim anladığımız mânada değil,gerçek dışı ve şovenizm şeklinde ırkçılık yaparlarken ;  bizde,gerçek ırkçılığın karşısına çıkılması ,karalanıp horlanması ve bu suretle de yeni neslin milli şuurdan yoksun olarak yetiştirilmesi  geleceğimiz için ciddi bir tehlike değil midir ?

 

        Bu bahsi Atatürk’ün ırkçılığına örnek olmak üzere bir belge ile noktalamak istiyorum :

      

       Türk Milleti’nin kuruluşunda tesiri olduğu görülen tabii,tarihi gerçekler şunlardır : a) Siyasi varlıkta birlik b)  Dil birliği  c)  Yurt birliği ç) ırk ve menşe birliği  d) Tarihi karabet e) Ahlâki karabet… (1930)

                                                               İzmir : 15.Kasım.1986

                                                                                                     Hayrani ILGAR

Anket




Müzik Yayını

68155 Ziyaretçi

Hava Durumu